Yunan Medeniyeti (mö:1200-338)

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    Yunan Medeniyeti M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda ve Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 2. yüzyıl arasında tümüyle köleliğe dayanıyordu. Yunanlılarda köleler endüstride, zanaatta, tarımda ve evde kullanıldı. Örneğin 5. yüzyılda, Yunan kentlerinde kölelerin sayısı kentli nüfusunun iki mislinden fazlaydı
    Yunanlılar M.Ö. 200 yılında hayvan derisinden parşömeni geliştirdiler. M.S. 150'de ilk kez, parşömen, yuvarlak rulo yapma yerine, kitap yapmak için sayfalar içine katlandı.
    Yunan şehir devletleri, güç olarak birbirlerine denk olduklarından, birbirlerine karşı üstünlük sağlayamamışlardır. Bu nedenle Yunanistan'da İlk çağda milli bütünlük sağlanamamıştır. Sadece ülkelerini ele geçirmeye çalışan Persler'e karşı birlik sağlamışlar ve Peleponnes Savaşlarında Persler'i yenilgiye uğratmışlardır.
    Yunanistan'da halk; soylular, tüccarlar, köylüler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı. Bu sınıf farkları. sınıflar arası çekişme ve mücadeleyi doğurmuştur.
    Ege ve Yunan Medeniyeti'nin ilk ortaya çıktığı yer Girit Adası'dır. Bu medeniyet, buradan diğer adalara, Mora ve Yunanistan'a yayılmıştır. En önemli eserleri Knossos Sarayı'dır.
    Demokrasinin ve politikanın kaynağı kabul edilen eski Yunan toplumunu ele alalım. Politika kelimesi, bugün kullandığımız "polis" kelimesinden türemiştir. Daha açık bir ifadeyle, Yunan siyasî düşüncesinin (Hellenist kültürün) temelini polis kavramı oluşturur. Atina'da, kadınlar ile sayıları 365 bin olan köleler ve yabancı kökenli metoikler siyasî hakka sahip değildir. Sayıları 20 bin civarında olan bir zümre (başta filozoflar olmak üzere) yönetimi sağlamaktadır. İşin ilginç tarafı, köleler eğitim yoluyla "köle" olduklarının şuurundan uzaklaştırılmışlardır. İşte hellenist kültürün mahiyeti... Bütün siyasi bilimcilerin çağdaş uygarlığın temelde hellenist kültüre ve hellenizm dinine dayandığı hususunda ittifak ettikleri malûmdur. Nitekim Dawson'un şu itirafı meseleye açıklık getirmektedir: "Helenizm'i bir yana bırakacak olursak, ne batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir.’’ Klasik Hellenizm; M.Ö. IV. ve V. yüzyıllarda Yunan şehirlerinde gelişen Yunan kültürü demektir. Bilindiği gibi eski Yunan kültüründe, nitelikleri, yetkileri ve hünerleriyle tıpatıp insana benzeyen binlerce ilâh mevcuttur. Bir Yunan tarihçisi "Bu insan özellikleri taşıyan ilâhları Homeros'la Hesiodos yaratmıştır" demektedir. İnsanın hevâ ve heveslerini ilâh edinmesi, hellenist kültürün temelidir. Batı medeniyeti (nâm-ı diğer, çağdaş uygarlık) temelde hellenist kültüre dayandığına göre, karşımıza "modern putperestliğin" çıktığı gerçeği kolayca kavranır. Bu çağdaş putperestlik, aile hayatından devlet teorilerine, ekonomik sistemlerden insanlık tarihine ve siyasî mücadelelere kadar her alanda gücünü hissettirmiştir. Aklı yeterli bulan ve dini hafıfe alan modern insan, kendi ilâhlığını ön plâna çıkarmıştır.
    Dorlar; MÖ: 1200 yılında Yunanistan’a gelerek Akalar’ı yenmiş ve buranın yerli ahalisini köleleştirmişlerdir.
    Dorlar; Yunanistan’da şehir devletleri adı verilen Polisler kurdular. Önce krallıkla daha sonra Tiranlık kuruldu.
    Atina şehir devletinde krallığın yıkılması üzerine soyluların egemenliğine dayalı Arhon adı verilen ve yıldan yıla seçimle göreve gelen bir Aristokrasi kuruldu.
    Yunanlılar ile Persler arasında Pers-Yunan savaşı (MÖ:492-449) yapıldı. Savaşı Yunanlılar kazandı. Böylece Persler’in batıya doğru yayılması durduruldu.
    Perslerin yenilmesi üzerine Atina ve Sparta liderliğinde (Pelaponnesos Savaşları) iç savaş yapıldı. Savaşı Sparta kazandı. Fakat Yunanlılar; bu savaşla zayıf düştüklerinden MÖ:338 yılında Makedonya kralı XI. Filip, Yunanistan’ı aldı.

    Kolonicilik Faaliyetleri

    Nedenleri:
    . 1- Nüfusun artması
    2- Toprağın yetersiz olması
    3- Gemiciliğin ve denizciliğin gelişmesi
    4- Çiftçilerin borçları
    5- Partiler arası çekişme
    6- İktidardan düşen partililerin anavatanı terk etmesi
    7- Maceracıların ortaya çıkması
    Sonuçları:
    1- Borç köleliği ortaya çıktı.
    2- Burjuva sınıfı ortaya çıktı.
    3- Bilim ve felsefe gelişti
    4- Yeni yerler bulundu
    5- Kolonilerden bol ve ucuz mallar geldi
    6-Toplumda borç köleliğinin ortaya çıkması ve fakirliğin getirdiği hoşnutsuzlukları
    gidermek amacıyla anayasal çalışmalar yapıldı.

    Yasa Çalışmaları

    1- Dragon Yasaları (MÖ:620)
    Halk arasında var olan hoşnutsuzlukları gidermek amacıyla soylular tarafından Dragon görevlendirildi. Dragon, yazılı olmayan hukuku yazıya döktü. Fakat sınıf ayrılığına son veremedi.

    2- Solon Yasaları (MÖ: 594/3)
    Solon; borç köleliğini kaldırdı. Halk mahkemelerini ve halk meclislerini kurdu.


    3- Kliesthenes Yasaları (MÖ: 506)
    Halk meclisini devletin gerçek temsilcisi yaparak, gerçek anlamda demokrasinin oluşmasını sağladı.

    Kültürel Özellikler
    • Yunan Halkı sınıfları ayrılmıştı. Bunlar
    a) Soylular
    b) Hürler
    c) Yanaşmalar
    d) Köleler
    • Yunanistan’da Polis adı verilen şehir devletleri kurulmuştu.Önemli şehir devletleri; Atina, Sparta, Korint’dir.
    • İlk demokrasi Yunanistan’da; Atina şehir devletinde ortaya çıktı.
    • Yunanistan’da ki yönetim şekilleri; Krallık, Tiran, Aristokrasi ve Demokrasidir.
    • Perslerle savaşarak, onların batıya doğru yayılmalarını durdurdular.
    • Deniz ticareti ve koloniciliği ile uğraştılar.Akdeniz ve Karadeniz’de ticaret koloniler kurdular.
    • Yunan kolonilerin, Fenike kolonilerine göre daha uzun ömürlü olmasının nedeni, Yunanlıların kolonilerini vatan edinmiş olmalarıdır.
    • İyonlardan Fenike alfabesini aldılar. Roma İmparatorluğu da Yunanlılardan alarak Latin alfabesini oluşturacak.
    • Yunanlılar; çok tanrılı bir inanışa sahiptirler. En önemli tanrıları Zeus’tur. Yunanlılar; tanrılarını insan şeklinde düşünmüşlerdir.
    • Tanrıları onuruna Olimpus dağında Olimpiyat oyunları düzenlemektedirler.
    • Yunanlılar arasında siyasal bir birlik olmamasına karşın,kültürel ve dini bir birlik bulunmaktadır.Olimpiyat oyunları ve dil,Yunan toplumları arasında bir birlik oluşturmaktadır.
    • Yunanlıların dünya uygarlığına sundukları en önemli hizmet demokrasidir.
    • Yunanlılar, felsefe ve bilim alanında da önemli çalışmalar yapmışlardır.
    Felsefe alanında; Sokrat, Eflatun (Pluton) ve Aristo’dur.

    Yunan Medeniyeti:
    -Dorlar’ın Mora ve çevresini işgal etmelerin.; den sonra oluşan uygarlıktır. En parlak devrini M.Ö. 5 ve 4. yüzyıllarda yaşamıştır.
    -Yunanistan polis adı verilen şehir devletleri¬nin birleşmesiyle kurulmuştur. En önemlileri Atina, Isparta, Larissa, Korint ve Tebai'dir.
    -Tarım alanları az olduğundan ticarette gelişmişler ve koloniler kurarak zenginleşmişlerdir.
    -Yunanlılarda toplum sınıflara ayrılmıştır ve sınıflar arasında eşitsizlik vardır Yönetim şekli asillerin üstünlüğüne dayalı demokrasiydi. Ama bu herkesin ihtiyacına cevap vermiyordu (Aristokratik Demokrasi).
    Arhon adı verilen yüksek dereceli memurlar bu sınıf farklılıklarını ortadan kaldırmaya çalıştılar; Drakon: Kan davalarını önlemeye yönelik ceza kanunlarını çıkardı. Ancak asillerin haklarını koru¬duğu için karşı çıkıldı..
    Solon: Borç yüzünden doğan köleliği kaldırdı, halkı kazançlarına göre sınıflara ayırdı. Klistenes ise: Asillerin seçtiği Dört yüzler Meclisi yerine, halkın seçtiği Beş yüzler Meclisi'ni kurdu. Zenginlikten doğan sınıf farklarını kaldırdı.
    Yunanlılar çok tanrılı dinlere inanırlar ve tanrıları insan şeklinde düşünürlerdi. Tabiattaki varlıklara benzetilen tanrılarının en büyüğü Zeus'tu. Olimpiyatlar, Tanrıları adına yaptıkları spor, müzik ve şiir yarışmalarının adıydı. Yunanlılar pozitif bilimler, edebiyat ve güzel sanatlarda ilerlemişlerdi.


    o Eski Yunan Medeniyeti, Doğuda Büyük Alexandra döneminden sonra yaşamaya devam etti ve Helen bilimi Mısır, Suriye ve Pers İmparatorluğu’nda,varlığını korudu. Yunan eserleri, Yakın Doğunun Lingua Franca, Aramice dillerine çevrilerek Grek bilimi Pers ve Hint bilimleriyle bir arada olma olanağı buldu.
    Bilime verilen önem, Aristoteles, Euklides, Hippokrates ve diğer Yunan klasiklerinin büyük ölçüde Arapça’ya çevrilmesini sağladığı gibi, İbranice'deki eserler ile Suriye kaynaklı eserler de Arapça’ya çevrildiler.
    Bu çevirilerin bir çoğu Süryani- Kadim ve Nesturi Kiliselerine bağlı Hıristiyan Araplar tarafından yapıldı. Ancak bu eserler, kelimesi kelimesine çevrilmek yerine yorumlanıp eleştirilerek, onlara ek metinler biçiminde yazıldı.Böylece Müslümanlar, sık sık sözünü ettiğimiz Helen kültürünün gerçek mirasçısı oldular. Onlar, kapsamlı çevirileriyle bu mirası koruyup yönettiler.
    Bu çeviri faaliyetleri Suriyeli Doktor Juneyn bin İshak ile doruk noktasına ulaştı. Huneyn bin İshak, yaptığı uzun seyahatlerde aynı eserin çeşitli metinlerini toplayıp, onları birbirleriyle karşılaştırdıktan sonra Suriye’ce veya Arapça’ya çevirdi. 800’lü yılların başında Bağdat’ta Beytul-Hikmet adıyla bir akademi kuruldu. Bu akademide bir çeviri kurulu vardı. Bilim dili olan Arapça’ya çevrilen eserler orada toplanarak hizmete sunuldu.


    Makedonya'da merhametsiz kral II.Philip'in yerini alan oğlu Büyük İskender'in büyük atraksiyonu. İskender, babasının ele geçirdiği yunan sitelerini gezdikçe yunan kültürüne hayran kalır ve tahta geçtikten sonra yunan kültürünü "bilinen" tüm dünyaya yayma kararı alır: buna Hellenizm denir. iskender bu amaçla Makedonya'dan Hindistan'a ve hatta Pakistan'a kadar uzanan müthiş bir ülke kurar. ülkede tam 35 harika şehir inşa eder. her şehirde bir agora, bir kütüphane ve bir de gymnasium vardır(sadece keyif için değil eğitim için de vardır bu gymnasiumlar). iskender döneminde bugün Türkiye'nin üzerinde bulunduğu topraklardan çok önemli bilim adamları çıkar: Sinop'ta filozof diogenes, Bergama(perga)'da matematisyen Appolonius, Kadıköy'de(chalcedon) Herophilus ve İznik'te(nicea) doğa bilimcisi Hipparchus. büyük iskender 32 yaşında öldüğünde arkasında inanılması güç bir zenginlik bırakan tarihin çok önemli liderlerinden biridir.


    Altın bir çağ yaşadıkları kabul edilen Yunan ve Roma medeniyetleri dönemine Eskiçağ veya Antikçağ denir. Sokrat, Aristo, Platon gibi fikir adamlarının eserleriyle aydınlanan Batıda, bu dönemde yazılı felsefî eserlerin yanında resim, heykel, tiyatro gibi sanat alanlarında da güzel örnekler ortaya konmuştur. Ancak ezelî ve ebedî hakikati bulamayan bu dönem insanlarının ömürleri, Olemp tanrılarının ahlâk dışı maceraları ve haydutların menkıbeleriyle geçmiştir. Medeniyet adına güzel şeyler yapan Yunan'lar ne yazık ki, tabiattaki mucizevî hâdiselerdeki gerçeği anlayamamışlar ve onlara ulûhiyet isnat ederek güneş, rüzgâr, ateş ve ormanları ilâh kabul edebilecek kadar basitliklere düşmüşlerdir.
    . 529'da Kilise Atina'daki Platon Akademisi'ni kapatıp manastır teşkilatını kurdu. Böylece Hıristiyanlık Yunan felsefesinin üzerine örtü çekmiş oldu. Bu tarihten itibaren eğitim, düşünce ve meditasyon manastırların tekeline geçmiştir. Sadece Kilise mensuplarına, ruhbanlara söz hakkı tanıyan bir sistemin yürürlükte olduğu Ortaçağın diğer bir adı da bu nedenle "karanlık çağ" olmuştur. Batıda bilim, kültür, sanat, edebiyat ve düşünce artık karanlıklar içerisindedir.

    YUNANLI KİMDİR? NEDİR?
    "Yunanlı" dendiği zaman akla gelen "Eski Yunan Uygarlığı" oluyor. Oysa günümüzde bu uygarlığın varisleri olduklarını iddia eden "Yeni Yunanlılar"ın, tarihte adı geçen Yunanlılarla uzak yakın hiçbir bağları bulunmadığını Yunanlı ve Batılı tarihçilerin eserlerinden okuyor öğreniyoruz.
    Yunanlı tarihçi Paparigopulos, gerçek Yunanlıların yeryüzünden yok oluşlarını, Yeni Yunanlıların sahneye çıkışlarını şöyle anlatıyor:
    "Kadim Yunanlılar, Milattan sonra 146'da, Romalıların Korent'i işgal ve tahrip etmeleriyle yeryüzünden silinip yok olmuşlardır. Milattan sonra 6. yüzyılda Kuzey ve Batıdan Yunan yarımadasına akan "Slav", "Arnavut", ve "Ulah"lar, bölgeye yayıldılar. SLAVLAR; Makedonya, Epir, Thesalya, Rumeli'ye, ARNAVUTLAR; Atina, Korent, Mani Thesalya, Ege Adalarına, ULAHLAR; Thesalya, Rumeli, Yedi Adalar ile Ege Adalarına göç edip yerleştiler."
    Dağınık olarak kurulan küçük "Kent Devletleri"nde yaşayan Eski Yunanlılar, var oldukları yüzyıllar boyunca hiçbir zaman birleşip gerçek bir devlet kuramamış, birbirlerine daima düşman gözü ile bakmışlardır. Zamanla önce İskender İmparatorluğu'nun, sonra Romalıların ve nihayet Bizans İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girmişlerdir. O ve sonraki dönemlerde, Balkanlar'dan gelen binlerce göçmen, bu sahipsiz boş toprakları adeta yağmalayarak yerleştiler. 1204'de Haçlılar Ordusu, bu toprakları Bizanslılardan alıp, parçalara böldü, Avrupalı Feodal Kontlar'a ve Baronlar'a dağıttı. Evvelce çeşitli bölgelerden gelip bu topraklara yerleşen "Yeni Yunanlılar"ın dedeleri, yaklaşık iki buçuk yüzyıl Avrupalı soylu efendileri için, esir olarak çalıştılar.
    Osmanlı İmparatorluğu 1454'te Yunan yarımadasına sahip olduğunda durum böyleydi. Bu topraklar Osmanlı hakimiyeti altına girdikten sonra burada yaşayan insanlar esaretten kurtuldular, yeni yönetimin, kendilerine dağıttığı toprakları işleyerek yaşamlarını sürdürdüler.
    Bugün dünyanın "Yunanistan" adıyla tanıdığı ülkenin insanları, 1832'de "Yunanistan Krallığı" kuruluncaya kadar kendilerini hiçbir zaman bir milletin insanları olarak hissetmediklerini Yunanlı tarihçiler yazarlar. "Yeni Yunanlılar", köken olarak bir ırk değil, Ortodoksluk mezhebi çatısı altında toplanmış çok farklı ırk ve milletin bir karışımıdır. Yunan kilisesine ve politikacılarına göre, Yunanlı olarak kabul edilmek için, Ortodoks kilisesinin bir üyesi olmak yeterlidir.
    "Yeni Yunanlılar"ın kökenlerinin, Sırp, Bulgar, Arnavut, Ulah, Frenk, Latin, Bizans, Makedon, Girit, Anadolu hatta Türk kökenli göçmenlerinden oluşması, her dönemde bazı etnik sorunlar yaratmıştır. Bu sorunların en önemlisi, ülkeyi oluşturan insanların her dönemde, "Ben Yunanlıyım.." değil de, "Ben Makedon’um..", "Ben Arnavut’um", "Ben Ulah’ım", "Ben Giritliyim..", "Ben Türküm.." diyerek, "Yunanlılığı" kabul etmek istememeleridir. Kendilerini Yunanlı saymayan bu insanların tek arzuları, ya bağımsız bir devlet kurmak, yada kökenlerine inerek Yunanistan'ın oldu bittilerle işgal ettiği Arnavutluk, Bulgar ve Makedon topraklarını, bir parçası olduklarını unutmadıkları ülkelerine katma mücadelesidir.
    Yunanistan'ı devlet yapan 18. yüzyılın süper devletleri, "Yunan Krallığı" sınırları içinde yaşayan yaklaşık 18 değişik milletin insanını "Eski Yunan" uygarlığının varisleri olarak dünyaya tanıtmakta önemli rol oynamışlardır. "Yeni Yunanlılar" ile "Eski Yunanlılar" arasında en ufak bir kan bağı bulunmadığı gibi ne "Bizanslılar", ne "Makedonlar", ne "Giritliler", ne de "Kıbrıslılar"ın Yunanlılıkla uzaktan yakından hiçbir bağları bulunmamaktadır. Yunanistan, bu insanları, Ortodoksluk şemsiyesi altında toplamış topraklarını ve uygarlıklarını yağmalamıştır.
    Yunanistan'ı yönetenler, "Büyük Yunanistan"ı yaratmak için, bir buçuk yüzyıl izledikleri "UYGARLIK VE TOPRAK YAĞMACILIĞI"yla yetinmemişler, yağmalayamadıkları uygarlıkların insanlarını da, Türk devletini parçalamak için malzeme olarak kullanmış, bugün de kullanmaya da devam ediyorlar.
    ELENİZM NEDİR ?
    Yunanlılar, Türkiye ve Türk insanı söz konusu olduğu zaman, bilim kurgu filmlerindeki garip yaratıklara benzerler, beyin hücreleri renk değiştirir, içlerini bir endişe ve korku sarar. Bir anda kin ve nefret dolu patlamaya hazır bir bombaya dönüşürler.
    Yunanlıların hayal alemlerinde yarattıkları "Türk Canavarı", beyinlerinde öylesine yer etmiş ki, bu onları psikolojik bunalımlı bir hale getirmiştir.
    Türk söz konusu olduğu zaman, Yunanlıyı bunalıma sürükleyen nedir?
    Türk düşmanlığı, Ortodoks Kilisesi'nin, 500 yılı aşan zaman içinde beslediği, nesilden nesile aktardığı, Yunan halkının içine serptiği "Nefret Tohumları"nın yeşermesi devamlı olarak üremesidir.
    Bu nefretin tohumlarını besleyen:
    ----------------------------------------------
    KİLİSE + ELENİZM + MEĞALİ İDEA = BÜYÜK YUNANİSTAN
    ----------------------------------------------
    formülüdür.
    "ELENİZM", "İZM" ve "ŞİZM"lerin bir çeşididir. "Nazizm" ve "Faşizm"in politikası, askeri güçle yayılmacılıktı. Hitler ve Mussolini bunun en kanlı örneklerini vermiş tarihteki yerlerini "lanetler" olarak almışlardır. "Komünizm" ve diğer "izm"ler ve "şizm"lerin durumları ise tartışılabilir ideolojilerdir.
    "ELENİZM'İN SİLAHI KİLİSE, İDEOLOJİSİ, TÜRK DÜŞMANLIĞI, HEDEFİ İSE TÜRK TOPRAĞI VE İNSANIDIR."
    Yunanlı tarihçi Panayotis KAYAS, "Meğali İdea" adlı kitabında "Elenizm'in İdeolojisi"ni şöyle anlatır:
    "Yunanistan'ın siyasi ve sosyal liderleri, her dönemde, ülkenin ayakta durabilmesi için, bir "Milli İdeoloji"nin gerekliliğine inanıyorlardı. Bu ideoloji ile Yunan halkı her an yeni mücadelelere karşı hazır tutulacak, halledilemeyen siyasi ve ekonomik problemlere, "Vatan haini" damgasını yememek için kimse muhalefet edemeyecekti. "Meğali İdea" Yunan iç ve dış politikasının can simididir. "Milli hedefe" ulaşmanın dışında her şey, yönetim, eğitim, imar bekleyebilirdi. Böylece Türk sınırları içinde bulunan toprakların, "Milli hedef" olarak gösterilmesi, "Milli İdeoloji"nin doğmasına yol açmıştı. Bu "Milli İdeoloji"nin adı "Meğali İdea" idi. Böylece ülkenin siyasi, askeri ve sosyal liderlerinin her şeyi bir yana iterek bu hedefe yönelmeleri, devlet müesseseleri içinde "Meğali İdea"ya yönelik faaliyetlerin başlamasına yolu açtı. Bu genel yönlenmeye paralel olarak, Yunanistan'ın talep ettiği Türk topraklarında yaşayan Rumların örgütlenmesine geçildi. Bu toprakların, Yunanistan'a bağlanması için ortamı hazırlayacak "Milliyetçi Örgütler", "Birlik", "Cemiyet" ve "klüpler" kuruldu. Böylece "Türk Varlığı" bir buçuk yüzyıl, Yunanistan'ın yaşamında Kral, Kilise, Ordu ve Politikacılar tarafından istismar edildi."
    Yunanlı Tarihçi Niko PSİRUKİS ise "Küçük Asya Felaketi" adlı kitabında Yunanlıların, Türklere yönelik çılgın ve şövenist hislerini şöyle açıklıyor:
    "Yunan Meğali İdea'sı ile Hıristiyan Ortodoks Yunanlılığı'nın yayılma politikası uygulanmaya konmasıyla, Yunan halkının Türklere karşı duydukları derin nefret, çılgın bir şövenizme dönüşmüştü.
    Yunanistan'ı yönetenler ise, bazen milli, bazen de yabancıların diliyle konuşuyorlardı. Ortadoğu'daki Petrol Savaşı, Meğali İdea tarafından Yunanlılığın Mukaddes savaşı olarak tanıtılmıştı. Yunanistan, Küçük Asya Yunanlılığı'nın haklarını koruyacağız bahanesiyle, Türk milli topraklarını, parçalama, yağmalama politikası izlemiştir"
    Yunanlıları çok iyi tanıyan İngiliz yazar David HOWARTH, "The Greek Adventure" adlı kitabında Yunanlılardan şöyle bahseder:
    "Yunanlıların 1821'de Türklere karşı isyan etmelerinin nedeni, göstermeye çalıştıkları gibi Yüzyıllar boyu Türk hakimiyeti altında yaşamanın yarattığı tiksinti ve öç almak değildir. Yunanistan'da Türk hakimiyeti dönemi kötü değildi. Yunanlıların, nefret ettikleri için, Türklere karşı canavarlaştıkları tezini savunup, temize çıkmak istemeleri bir mazeret olarak kabul edilemez."

    Zeytinyağı kültürünün temeli Yunanlılar
    Antik Yunan’da yedi bilgeden biri kabul edilen Solon’un koyduğu kanunlar arasında zeytin ağacı kesenlere ağır cezalar uygulandığını. Tıp biliminin kurucusu sayılan Hipokrat, yıkanamayanlara, hiç olmazsa zeytinyağıyla vücutlarını ovmalarını önerir. Jimnazlarda spor yapan atletler, kaslarını parlatıp yumuşatmak için zeytinyağı kullanırlar. Her ne kadar meşale kullanılmaya başlamışsa da, zeytinyağıyla yanan kandiller, evlerin vazgeçilmez eşyasıdır. Olimpiyat kahramanları, zeytin dalından taçlarla onurlandırılır. Keza Panathenai Şenlikleri’nde birinci olan araba sürücüleri sadece zafer değil, Akropolis’teki kutsal zeytin ağaçlarından üretilen zeytinyağı da kazanırlar.
    Antik Yunan’da günlük beslenmenin en değerli parçası zeytinyağı ve zeytindir. Çorbadan soslara, börekten bulamaca kadar, her yemek zeytinyağıyla pişirilir. Yunan Medeniyeti’nde kişi başına ortalama yıllık zeytinyağı tüketiminin 15 litre olduğu sanılıyor. Özgür bir Atina yurttaşının yıllık zeytinyağı tüketimi ise 55.5 litre. Bunun 20 litresini beslenmede, 30 litresini günlük kişisel bakımında, 0.5 litresini sağlık amacıyla ilaç yapımında, 2 litresini dini ayinlerde, 3 litresini ise aydınlanmada kullanıyor.
















    MİTOLOJİK KAHRAMANLAR

    Akhilleus
    Yunanlılar tarafında Troia savaşına katılan en güçlü kişiydi. Thetis ile Peleus'un oğludur.Zeus'un soyundan gelmiştir. Ölümünden sonra babası ruhlar dünyasına yargıç yapmıştır Akhilles'u.

    Amphion
    Zeus ile Antiope'nin oğlu Zethos'un ikiz kardeşidir. Sanatçı yaratılışlıdır ve müzik ile şiiri çok sever. Liri ile büyük kayaları taşıyarak Thebia şehrinin surlarını örmüştür.

    Bellerophontes
    Düzenbazlığı ile ünlü Sisyphos'un torunu Glaukos'un oğludur. Bir av sırasında kaza ile kardeşi Belleros'u öldürmüştür. Bu yüzden kendisine Bellerophontes "Belleros'u öldüren denilir.

    Deukalion
    Prometheus'un oğludur. Zeus'un saygısızlık içinde bulunan insan soyunu yok etmek için gönderdiği yıldırımlardan sağ kalan iki kişiden biridir. Diğeri karısı Pyrrha'dır. Onların soyundan Ariol, Dor ve İon'ların geldiğine inanılır.

    Epaphos
    Zeus ile İon'nun oğludur.Mısır tahtına geçmiştir. Danaos ve Thebia soylarının onun kanından geldiğine inanılır.

    Hektor
    Yiğit, duygusal, hoşgörülü, özverili bir kişiliktir.Troia kralı Priamos ile karısı Hekabe'nin oğludur.Paris'in kardeşidir.Troia savaşının en önemli isimlerinden biridir.Ama hiçte isteyerek girmemiştir bu savaşa.

    Herakles
    Yunanlıların değil, ölümlü olan bütün efsane kahramanlarının en güçlüsüdür. Gücü sınırsızdır. Tanrıça Hera'nın kini hiç bir zaman onun peşini bırakmamıştır. Zeus ile Alkmene'nin oğludur. Dostlarına bağlıdır ve yardımsever bir kişiliği vardır. Kendisine verilen birçok görevi kahramanca yerine getirmiştir.

    Kadmos
    Thebia kentinin kurucusudur. Agenor'un oğlu, Europa'nın ağabeyidir. Ares'in ejderhasını öldürmüştür ve ceza olarak yedi yıl tanrıya hizmet etmiştir bunun sonucunda. Kurduğu şehre kral olmuştur.

    Meleagros
    Kalydon kralı Oineus'un oğludur. Kalydon domuzu avında geçer öyküsü ve bu maceranın baş kahramanıdır. Kahramanca savaşarak bu canavarı kılıç darbesiyle öldürmüştür.

    Niobe
    Tantalos'un kızıdır. Babası üzerindeki lanet onunda peşini bırakmamış soyundan gelenlerde peşini bırakmayacaktır. Thebia kralı Amphion'nun karısıdır.

    Odysseus
    Yunanlıların en akıllısı ve en kurnazıdır. Homeros'un yazdığı Odysseia adlı yapıtın baş kahramanıdır. Babası Laertes annesi Antikleia'dır. Troia savaşının en önemli isimlerinden biridir.

    Oidipus
    Kadmos'un soyundandır ve Thebia kralıdır. Kadmos'un soyunun laneti onunda peşini bırakmamıştır.

    Paris
    Troia kralı Priamos ile karısı Hekabe'nin oğludur. Diğer adı Aleksandros'tur. Troia savaşının en önemli isimlerinden biridir. Hera, Athena ve Aphrodite'nin katıldığı güzellik yarışmasında hakemlik yapmıştır.

    Pelops
    Tantalos'un oğludur. Birçok uğursuzluk, lanet ve cinayetler onun peşini bırakmamış soyununda peşini bırakmayacaktır. Bu lanetlenme ve cinayet Pelops'un babası Tantalos ile başlar.

    Perseus
    Zeus ile Danae'nin oğludur. Gorgo'lardan ölümlü Medusa'nın başını keserek kendisine verilen görevi yerine Perseus getirmiştir. Yunan kahramanlarının en güçlüsü ve en yiğidi Herakles Perseus'un soyundan gelmektedir.

    Theseus
    Atina kralı Aigeus ile Aithra'nın oğludur. Atinalıların ulusal kahramanıdır. Marathon savaşında Atinalı askerlere yardım ettiğine ve düşmanı bozguna uğrattığına inanılır.

    Zethos
    Zeus ile Antiope'nin oğlu, Ampihon'nun ikiz kardeşidir. Çok güçlüdür ve avcılık ile kavgaya çok düşkündür. Büyük ve ağır kayaları sırtında taşıyarak Thebia şehrinin surlarını örmüştür.





    ODYSSEIA


    Truva savaşından sonra yurduna dönmek için çabalayıp duran Odysseus'un başından geçenler ve onun eve dönüşü sırasında, yurdu Ithakea'da yaşananların anlatımı diyebiliriz.

    Odysseia hakkında vurgulanması gereken en önemli şey, bir destandan çok; kurgusu ve anlatım tarzıyla, bir romana hatta bir filme benzemesi. Homeros, Odysseia'da Ilyada'nn aksine, bir olayı değil, bir insanı anlatır. Tekrarlardan kaçınan, yer yer geri dönüşler içeren akıcı bir anlatımı ve modern bir kurgusu vardır.

    Efsane 24 bölümde anlatılmış ancak 5 ana destan parçasından oluşuyor:

    1. Telemakhia (Bölüm 1-4): Odysseus'un oğlu Telemakhos'un efsanesidir. Truva savaşı biteli neredeyse 10 yıl olmuş ama sevgili babası hala yurduna geri dönmemiştir. Bu sırada onun öldüğüne dair söylentiler artınca, Ithaca'nin varlıklı erkekleri, annesi Penelopeia'ya talip olup, hepsi birden Odysseus'un sarayına yerleşmişlerdir. Bunların işi gücü yiyip içip, eğlenceler düzenleyip Odysseus'un mallarını tüketmektir. Bu sırada Penelopeia'nin bir karar vermesini, içlerinden birini seçmesini beklerler. Ancak o, kocasını beklemeye kararlıdır. Bu durumdan son derece rahatsız olan Telemakhos, tanrıça Athena'ya inanır, Odysseus'un öldüğüne dair şüphelerini bir kenara atar ve babasından haber alabilmek için Truva'dan dönmüş olan diğer liderlere onu sormak üzere yollara düşer.

    2. Kalypso'nun Adasi (Bölüm 5): Tanrıça Athena, Olympos'lu tanrıları bir araya toplar ve 7 yıldır Kalypso'nun adasında tutuklu olan Odysseus'un yurduna dönmesine izin vermeleri için onları ikna eder. Oysa Su Perisi Kalypso Odusseus'u gerçekten sevmektedir ve kendisiyle kalması koşuluyla ona ölümsüzlüğü teklif eder. Ancak yirmi yıldır görmediği güzel karısı Penelopeia'yi unutamayan Odysseus bu teklifi reddeder. Yurda dönmesi için izin çıkınca, kendisine bir sal yapar ve denize açılır. Uzun süren fırtınaların ardından Phaiaklarin ülkesinde karaya vurur.

    3. Phaiaklarin ülkesi (Bölüm 6-9): Phaiak kralının kızı Nausikaa, Odysseus'u sahilde bulur, ona giysiler verir ve evine davet eder. Odysseus'u iyi karşılayan Phaiaklar ona yurduna dönmesi için yardım edeceklerini söylerler.

    4. Odysseus'un maceralari (Bölüm 9-12): Bu bölüm destanın merkezidir. Phaiak'larin kendi serefine düzenledikleri eğlencede, bir ozan Truva savaşını anlatan şarkılar söylemektedir. Bunu duyunca gözleri dolan Odysseus, ona "Neden ağlıyorsun?" diye sorduklarında, "O hikayede bahsi geçen benim" diye cevap verir ve Truva'dan 12 gemisiyle ayrılışını ve üç yıl boyunca denizlerde çesitli tehlikeler atlatıp bütün gemileri ve yoldaslarını kaybedip, Kalypso'nun adasına varışını anlatır. Ardından Phaiaklar onu bir gemiyle Ithaca'ya gönderirler.

    5. Ithaca (Bölüm 13-24): Odysseus bir dilenci kılığında domuz çobanı Eumaios'un yanına sığınır. Orada yolculuktan dönen oğlu Telemakhos ile buluşur. İkisi birden taliplerle savaşıp onları öldürürler. Destan, Odysseus ve Penelopeia'nin yirmi yıllık ayrılıktan sonra kavuşmalarıyla sona erer.

    Şimdi bu kahramandan biraz daha ayrıntılı bahsedelim isterseniz. Baba Learthes ( ki Odysseus'a sık sık "Learthesoglu" diye de seslenilmektedir.) ve ana Antikleia'nin oğulları olan Odysseus, kuzeybatı Yunanistan civarlarındaki Ithaca adasında doğmuştur. Bir rivayete göre, anne Antikleia, Learthes ile evlenmeden bir gün önce Sispyhos ile beraber olmuştur ve Odysseus, Learthes'in değil Sispyhos'un oğludur; üstün zekası da ondan gelmektedir.

    Odysseus'un gençliğine dair anlatılan iki şey vardır: Achilleus gibi hekim Kheiron'un yanında geçirdiği süre ve dedesi Autolykos'u ziyareti sırasında katıldığı bir yaban domuzu avında bacağından yaralanması. ( Bu yara izi sayesinde Truva savaşından yıllar sonra yurduna döndüğünde, onu büyüten dadısı Eurykleia onu tanıyacaktır)

    Bir süre sonra baba Learthes, oğlunu tahta geçirmiştir ancak bu konuda pek fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak Odysseus'un kendine nasıl eş seçtiği birçok kaynakta oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Su perisi Thetis ve Peleus'un düğünlerine davet edilmeyen Nifak Tanrıçası Eris, Athena, Aphrodite ve Hera'nin ayakları dibine bir altın elma yuvarlayıp ortadan kayboldu. Elmanın üzerinde "En güzele..." yazıyordu. Zeus bu üç tanrıçadan en güzel olanı seçmesi için Truvalı çoban Paris'i görevlendirdi. Paris ona zeka ve savaşma yetisi teklif eden Athena ile güç ve kudret teklif eden Hera'yı eledi, kendisine dünyanın en güzel kadınını teklif eden Aphrodite'i seçti. Aphrodite ona dünyanın en güzel kadını Helena'yı kaçırması için yardım etti, ve Helena'nin kaçırılışı Truva savaşını başlattı. Bu arada Helena'ya talip olan birçok kişi arasında Odysseus da vardı. Aslında Odysseus Helena'dan çok teyzesinin kızı Penelopeia ile ilgileniyordu. Baktı ki işler kızışıyor, Penelopeia ile evlenmesine izin verilmesi karşılığında, diğer taliplerin Helena'nın babasının seçtiği kişiye karşı ayaklanmamalarını sağlamayı önerdi. Bu öneri kabul edildi, Odysseus Penelopeia'yi, Agamemnon da kardeşi Menelaos'a götürmek için Helena'yı aldı. Ancak tam bu sırada Paris gelip Helena'yı kaçırdı. İste o anda kıyamet koptu ve Truva savaşı başladı. Helena'yı geri almak için Truva'ya gönderilecek askeri birlikler toplanırken, Odysseus'u da almaya geldiler. Oysa Odysseus savaşa gitmek istemiyordu; yeni evliydi ve oğlu yeni doğmuştu. Bu yüzden kendisini almak için geldiklerinde deli taklidi yaptı. Sahilde bir öküz bağladığı sabanı sürüyor, kumlara tuz ekiyordu. Ancak kendisini sınamak için sabanın önüne oğlu Telemakhos'u koydular ve doğal olarak Odysseus yönünü değiştirdiğinde, zekasının yerli yerinde olduğu ortaya çıktı. Tarihin bilinen ilk asker kaçağı böylece kendini ele vermiş oldu.


    YUNAN TANRILARI


    DIONYSOS İki kez dünyaya gelen bir tanrıdır. Annesi Semele, babası Zeus'tur. Olympos'taki en kıdemsiz ve en gizemli tanrıdır. Yunanistan'da tanınınca çok etkilemiştir Yunan düşünce ve tapımını. Zeus, Dionysos dünyaya gelinceye kadar onu kendi uyluk kemiğinde saklamıştır. Üzüm, şarap ve tiyatro tanrısıdır. Kutsal hayvanı panterdir. Kutsal bitki ve ağaçlarıysa asma fidanı, sarmaşık, meşe ve çamdır.
    ARTEMİS Zeus ve Leto'nun kızı, Apollon'nun ikiz kardeşidir. Vahşi hayvanların ve avın tanrıçasıdır. Apollon gibi o da gümüş oklarla atış yapar. Bakire bir tanrıçadır. Erdemin, namusun simgesidir. Çocukların doğumlarını yönetir. Kutsal ağacı selvidir. Özellikle geyik olmak üzere tüm hayvanlar ona kutsaldır.
    LİMOS AÇLIK TANRIÇASI
    DİKE ADALET TANRIÇASI
    SEMELE AHİRET TANRIÇASI
    HESTİA AİLE FAZİLETLERİ TANRIÇASI
    MOMOS ALAY VE HİCİV TANRIÇASI
    ARTEMİS ANA TANRIÇA
    ARİSTALOS ARICILIK TANRISI
    EROS AŞK TANRISI
    AFRODİT AŞK VE GÜZELLİK TANRIÇASI
    ATALANTE AVCI KIZ
    BENDİS AY TANRIÇASI
    EİRENE BARIŞ TANRIÇASI
    MİNEMOSYNE BELLEK TANRIÇASI
    HERMES Zeus ve Maia'nın oğludur. Zeus'un habercisidir. Tanrıların en hızlısıdır. Kanatlı sandaletleri ve şapkası vardır. Bir de büyülü değnek taşır. Hırsızların ve ticaretin tanrısıdır. Yeraltı dünyasına ölüleri o götürür. Liri, kavalı, notaları, astronomiyi, ölçü birimlerini ve sporu icat etmiştir.
    CERES BEREKET TANRIÇASI
    POROS BEREKET TANRISI
    OKEANOS BÜTÜN IRMAKLARIN BABASI SAYILAN TANRI
    KİRKE BÜYÜCÜ TANRIÇA
    AMPHİTRİTE DENİZ DİBİ TANRIÇASI
    THETİS DENİZ TANRIÇASI
    POSEİDON DENİZ TANRISI
    SENTİNUS DUYGU TANRISI
    EİLEİTHHYİA DOĞUMLARDA KADINLARA YARDIM EDEN TANRIÇA
    FORNAKS FIRINLARIN TANRISI
    ADONİS ERKEKLİK VE BEREKET TANRISI
    HERA Zeus'un kız kardeşidir. Aynı zamanda Zeus'un karısıdır. Oceanus ve Tethys adlı Titanlar tarafından büyütülmüştür. Aile ocağının koruyucusu olarak büyük saygı görmüştür. Birçok mitolojik anlatı, Hera'nın kıskançlığından bahseder. Kutsal hayvanları inek ve tavuskuşudur. Argos, en sevdiği şehirdir. En ünlü tapınağı, Sisam adasındaki Heraidon'du.
    PHANTASO FANTEZİ TANRISI
    KAİROS FIRSAT TANRISI
    THYPHON FIRTINA TANRISI
    NYKS GECE TANRIÇASI
    HEBE GENÇLİK TANRIÇASI
    HYMENALOS GENÇLİK VE EVLENDİRME TANRISI
    ANDROGEO MİNOS'UN OĞLU
    URANOS GÖK TANRIÇASI
    HELİOS GÜNEŞ TANRISI
    APOLLON Müziğin sanatların ve şiirin tanrısıdır. Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir. Altın bir lir çalar. Gümüş bir yayı en uzağa o atabilir; okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir; hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus ve kargadır.
    ENYALİOS HARP TANRISI
    ATE HATA VE GÜNAH TANRIÇASI
    HYBRİS HAYASIZLIK TANRISI
    KLOTHO HAYAT İPLİĞİNİ BÜKEN TANRIÇA
    HERMAPHRODİTOS HEM ERKEK HEM DİŞİLİĞİ OLAN TANRISAL YARATIK
    FURİNA HIRSIZLARIN TANRISI
    METİS HİKMET VE TEDBİRLİLİK TANRIÇASI
    FRAUDE HİLE TANRIÇASI
    ASOPOS IRMAK TANRISI
    AİGİNA IRMAK TANRISININ KIZI
    ALGOS IZDIRAP TANRISI
    PENTHOS KEDER TANRISI
    ARTEMİS İFFET TANRIÇASI
    SENİUS İHTİYARLIK TANRISI
    NEMESİS İNTİKAM TANRIÇASI
    POİNE CEZA VE İNTİKAM TANRIÇASI
    MOİRALAR KADER TANRIÇALARI
    KRONOS KAİNATIN HAKİMİ
    PİTHO KANDIRMA TANRIÇASI
    THEMİS KANUN VE ADALET TANRIÇASI
    ERESBOS KARANLIK TANRISI
    FONS KAYNAKLAR TANRIÇASI
    PAN KIR TANRISI
    VAKANA KIRLARDA DİNLENENLERİ KORUYAN TANRI
    PHOBOS KORKU TANRIÇASI
    HERAKLES KUVVET TANRISI

    ZEUS MUTLAK Evrenin efendisidir. Bütün yaratıcıların hakanı ne kadar tanrı varsa hepsinin efendisidir. Roma'daki adı Jüpiter'dir. Onu kızdıranlara fırlattığı şimşeklerdi silahı. Ağacı meşe, akıl hocası meşe ağaçlarının vatanı olan Dodona'dır. Kurban olarak keçi, koyun ve boynuzları yaldızlarla süslü boğa sunulurmuş Zeus'a. Kendisi göklerin hükümdarı olduğu için en sevdiği hayvan kartaldır. KUDRET TANRISI
    ORFE MÜZİKÇİ OZAN
    RİSUS NEŞE TANRISI
    ERİS NİFAK TANRIÇASI
    FERONİA ORMANLARI KORUYAN TANRIÇA
    ULTİO İNTİKAM TANRIÇASI
    THANATOS ÖLÜM TANRISI
    OİNONE PINAR PERİSİ
    AMYKOS POSEİDON'UN OĞLU
    MORPHEUS RÜYALAR TANRISI
    BOREAS RÜZGAR TANRISI
    ALKYONE RÜZGAR TANRIÇASI
    EOLO RÜZGARLARIN BEKÇİSİ
    PENELOPE SADAKAT TİM.S.ALİ
    HYGİEİA SAĞLIK TANRIÇASI
    AKSLEPİOS SAĞLIK VE HEKİMLİK TANRISI
    HEPHAİSTOS SANAYİ TANRISI
    ARES Zeus ve Hera'nın oğludur. Yunan tanrılarının en sevilmeyenidir. Roma'da adı Mars'tır. Savaş tanrısıdır ama o işi becerebildiğini söylemek zor. Öldürücü ve kana susamış bir tanrıdır ama bir yandan da korkağın tekidir.kurban olarak boğa, erkek domuz, koç ve at sunulurdu. Akbaba ve horoz kutsal hayvanlarıdır.
    URANİA SEMAVİ AŞK TANRIÇASI
    FEBRİS SICAKLIK TANRIÇASI
    FİDES SÖZÜNDE DURMA TANRIÇASI
    PERİMELİS SÜRÜLERE GÖZCÜLÜK EDEN PERİLER
    EOS ŞAFAK TANRIÇASI
    DİONYSOS ŞARAP VE COŞKU TANRISI
    ROS ŞEBNEM TANRISI
    BİA ŞİDDET TANRIÇASI
    RHEME ŞÖHRET TANRIÇASI
    FATUM TALİH TANRISI
    NEKTAR TANRILARI ÖLÜM.S.ÜZLEŞTİREN İÇKİLER
    AMBROSİA TANRILARI ÖLÜM.S.ÜZLEŞTİREN YİYECEKLER
    FORS TESADÜF TANRISI
    THYKE TESADÜF TANRIÇASI


    DEMETER TOPRAK VE TARIM TANRIÇASI Tarım tanrıçasıdır. Kronos ve Rhea'nın kızıdır. Kızının Hades tarafından kaçırılması üzerine bütün dünyayı dolaşmış, sonunda Zeus Hades'e kızı Persophone'yi her yıl altı ay annesinin yanına götürmesi buyruğunu vermiştir.
    İKAROS UÇMAYI BAŞARAN İLK İNAN
    HYPNOS UYKU TANRISI
    PERSEPHONE YERALTI TANRIÇASI
    HADES YER ALTINDAKİ ÖLÜLER ÜLKESİNİN TANRISI Zeus'un kardeşidir. Ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. Ziyaretçi bakımından zengindir. Bu sebeple konukseverdir. Gelenler için ardına kadar açıktır kapısı fakat çıkmak isteyenlere sımsıkı kapalıdır. Yeraltı zenginliklerinin sahibidir. Aynı zamanda, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Onu görünmez yapan bir miğferi vardır. Acımasız ve hatta korkunçtu ama sözünden dönmezdi ve kaprisli bir tanrı değildi. Zorla kaçırdığı Persephone ile evlidir. Ölümün tanrısıdır.
    ELYSİON YERALTI CENNETİ
    AİAKOS YERALTI ÜLKESİNDE ÖLÜLER HAKİMİ
    FLORA YEŞEREN BİTKİLER ALEMİ TANRIÇASI
    PENİA YOKSULLUK TANRIÇASI
    NİKE ZAFER TANRIÇASI

    ATHENA ZEKA TANRIÇASI Bilgeliğin, savaşın, bilimin ve sanatın tanrıçasıdır. Yetişkin, zırhlı ve silahlı bir şekilde, babası Zeus'un kafasından doğmuştur. Savaşta acımasız ve cesurdur ancak sadece şehri düşmanlardan korumak için savaşır. Yuları icat edip, insanların atı evcilleştirmesini sağlamıştır. Aynı zamanda trompet, flüt, çömlek, tırmık, saban, gemi ve savaşta kullanılan at arabası onun icatlarındandır. Kutsal şehri Atina, ağacı zeytin ve hayvanı baykuş ve ejderhadır. Tanrıçaya kurban olarak öküz sunulmuştur.
    DAİMON ZEKA VE İLAHİ KUVVET TANRISI
    PLOUTOS ZENGİNLİK TANRISI
    HEPHAESTUS Zeus ve Hera'nın oğludur. Fiziksel olarak son derece çirkin ve topal olan tek tanrıdır. Ateşin ve demirin tanrısıdır. Kyklop'larla çalışır. Tüm tanrıların zırhlarını ve silahlarını o yapar. Demir işlemek için bir volkanı kullanır. İyi birde kuyumcudur. Tüm tanrıların yüzüklerini, kolyelerini ve bileziklerin yapar. Kibar ve barıştan hoşlanan bir tanrıdır. TANRISI
    APHRODITE Sevginin ve güzelliğin tanrıçasıdır. Roma'da adı Venüs'tür. Hephaestus'un karısıdır. Doğumu hakkında iki söylenti vardır. İlki onun Zeus ve Dione'un kızı olduğudur. İkincisi ise, Cronos hadım edildiğinde denize atılmış olan organından damlayan kanlardan doğduğunu ve kocaman bir midye içinde Kıbrıs'ta karaya çıktığıdır. Ağacı mersin, hayvanları güvercin, kuğu ve serçedir. Knidos'taki Praksiteles'in elinden çıkan heykeli çok ünlüdür. TANRISI
    POSEIDON Poseidon, Zeus'un kardeşidir. Bütün denizlerin tanrısıdır. Roma'daki adı Neptune'dür. Depremleri meydana getirende odur. Titan Oceanus'un büyük torunlarından Amphitrite ile evlidir. Silahı dünyayı sallayabilen ve her şeyi paramparça edebilen üç dişli yabasıdır. Yabasıyla büyük dalgaları yatıştırır, denizcilere yardım eder. Zeus'tan sonra diğer tanrılar arasında en güçlü olandır. Yunusların, deniz atlarının ve diğer deniz canlılarının çektiği iki tekerli arabasıyla ilerler.
    HESTIA Zeus'un kız kardeşidir. Bakire bir tanrıçadır. Evlerin düzeninden sorumlu olan tanrıçadır. Yeni bir çocuk doğduğunda aileye kabul edilmeden önce onu kutsayandır. Her şehrin Hestia'ya kutsanmış herkese açık bir yer vardır. Burada devamlı ateş yakılır ve asla söndürülmez.

Sayfayı Paylaş