Zeki Kayahan Çoşkun Şiirleri

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde ToFiTaAa tarafından paylaşıldı.

  1. ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0



    Bir Gece Vardı

    Bir gece vardı;
    Peşine yıldızları takmış...

    Bir gece vardı;
    Beni sana getiren neşeyle...

    Bir gece vardı;
    Senin hiç görmediğin... Göremediğin...

    Bir gece vardı;
    Hep evinin sokağında biten...

    Bir gece vardı;
    Olasılık hesaplarıyla dolu...

    Gidebilirdin...
    Gelebilirdin...
    Gülebilirdin...
    Sevebilirdin...
    Öpebilirdin...

    Bir gece vardı;
    Koynuna umutlar doldurmuş...

    Bir gece vardı;
    Karanlığına yaslanıp ağladığım...

    Bir gece vardı;
    Senin sarhoş olduğun...

    Bir gece vardı;
    Ay'ın sarısını satın almış...

    Bir gece vardı;
    Seni benden çalmış...

    Bir gece vardı...
    Yine var...
    Ama benim gecem değil!

    Gidebilirsin...
    Gelebilirsin...
    Gülebilirsin...
    Sevebilirsin...
    Öpebilirsin...

    Bu gece benim değil...

    Zeki Kayahan Coşkun


  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Hep dinlerdik Ema yla birlikte
    sesi çok güzel ya
  3. ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0


    Biraz Keman... Biraz Piyano...

    İçimde bir ezgi var...
    Kaç ay oldu dinliyorum...
    Kimse duymuyor...
    Ben sadece içimden söyleyebiliyorum...
    Bilinsin istemiyorum...
    Bir Ekim akşamının aldatan sıcaklığını hatırlatıyor bana...
    Karanlığı...
    Kayıkların kenarındaki mutlu ayyaşları...
    Daracık bir sokağı...
    Bir yanımın hep 'sahte' olduğunu...
    Yokuşu...
    Çözümsüzlüğü...
    Çözümsüzlüğe rağmen vazgeçememeyi...
    Kati bir ayrılığı kabullenemeyişi...
    İstiklal Caddesi'nde gece 23.00'de girilen bir lokantanın berbat pilavını paylaşmayı...
    Uyurken damla damla terleyen tenini seyretmeyi...
    Belli belirsiz dokunabilme sevincini...
    Daha ne saysam? ..
    Ne desem? ..
    Söylenecek her şeyi söyledim sanki...
    Yazacak hiç bir O'nlu cümlem kalmadı...
    Bitti diyorum bitti...
    Düşünme... Hadiiii...
    Yok...
    Olmuyor...
    Geçme diyorum evinin önünden...
    Ne değişecek? ..
    Apartmanının dış kapısına bakıp gözlerim dolacak kadar mı zayıfladım ben? ..
    Hayır...
    O ezgi...
    Dağıtıyor beni...
    Bakarken, duyarken, içerken, susarken...
    Hep o ezgi...
    Biraz keman... Biraz piyano...
    Hafif çığlıklar...
    İsyan...
    Nasıl desem? ..
    Diyemem ki...
    Diyebilsem...
    Offfffff! ! !

    Zeki Kayahan Coşkun


  4. ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0


    Bu Benim En Sevda Halim...

    Öyle bir yerdeyim ki...
    Neye hasret kaldığımı unutuyorum bazen...
    Neye canım sıkılmıştı? ..
    Neye kızmıştım? ..
    Uyuyor muydum? ..
    Uyanmış mıydım? ..
    Bu pantolonu dün de giymemiş miydim? ..
    Bilmem...
    Belki...
    Garip bir duyguya tutsak olmuş durumdayım...
    Bu benim en sevda halim...
    Bu benim sensiz halim...
    Bu benim adam halim...
    Olur böyle... Olur...
    Defalarca “kalem”demek gibi...
    Ya da başka bir kelimeyi ardı ardına sıralamak gibi...
    Anlamını yitirir ya bir süre sonra...
    Ağzında gevelediğinin ne olduğunu unutur, şuursuz hissedersin ya kendini...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    ***
    Gülerken yakaladığımda kendimi...
    Kaçıyorum hemen...
    Ayıp sayıyorum...
    İhanet belliyorum...
    Susuyorum...
    Artık türküleri hissetmiyorum...
    Söylemiyorum...
    Cılız bir ıslık sadece ki, onu ben bile duymuyorum...
    Kimsenin de duyması gerekmiyor zahir...
    Biri beni anlasın istemiyorum...
    Biri halimi hissetse tedirgin oluyorum...
    Hep kaçıyorum...
    Öfkeleniyorum... *****laşıyorum... Susuyorum...
    Öfkemle, *****lığımla, susarak kaçıyorum...
    Bir şey anlatmıyorum...
    Hiç kimse, kimsenin acısıyla ilgilenmiyor aslında...
    İlgilenirmiş gibi yapıyor, bunu anladım...
    Karşıdakinin anlatacakları bir an evvel bitsin de sıra gelsin diye “hee hee” diyor, sıkça başını sallıyor...
    Dinlemiyoruz, duyuyoruz...
    Otobüs sesi, yağmur sesi, çamaşır makinesi sesi gibi...
    Kulağımızı dolduruyoruz... Hissetmiyoruz...
    Bitiyor...
    Biz anlatıyoruz, sahtekarlık devam ediyor...
    “He hee” diyen, başını sallayan yer değiştiriyor...
    Kime ne anlatmalı? ..
    Susmalı...
    Acıyı örtmeli...
    Kimsenin üstüne salmıyorum acımı...
    Kim benden daha çok acır ki? ..
    Sana anlatamadıktan sonra...
    Sana diyemedikten sonra sevdamı...
    Neye yarar? ..
    Neye yarar şuna, buna anlatmak? ..
    Heeee? ..
    ***
    Bitecek diyorum bitecek...
    Bu sessiz çığlıklar dinecek..
    Örtülü perdeler açılacak bir bir...
    Hepsi bitecek...
    Sokaklara çıkacağım yine...
    Uzaklara gideceğim biraz...
    Ama terk etmeyeceğim bu kenti...
    “Köprüden önce son çıkış” tabelasına yine gülümseyerek bakacağım...
    Sana gidiyor diye... Sana gelemiyorum diye...
    Kır kahvelerinde oturup tavla oynayacağım...
    Çayımı yarım bırakmayacağım...
    Mavi çocukları göreceğim...
    “Bir kadınlık” sağ yanımı doldurmayacağım hissizlikle...
    Dostlarıma koşacağım...
    Randevularıma yine geç kalacağım...
    Bugün yaşıyorum...
    Yarın da yaşarsam daha güzel olacak...
    Kendime kızmayacağım artık...
    Vazgeçtim...
    Sen gül diye ben soytarılık yapmayacağım...
    İçinden “git” dediğini duymazlıktan gelmeyeceğim...
    Bana aldığın kitaplara her dokunduğumda donmayacağım...
    Ki bu kış o kitapları yakacağım...
    Yasak olduğundan değil, beni üşüttüğünden...
    Hiçbir kitabımı yakmadım ben, yasak da olsa...
    Kitaplar yasaklanır, ama fikirler asla...
    Ben seni yasaklayacağım kendime, sen bilmeyeceksin...
    Susacaksın yine...
    Eminim hiç aklına düşmeyeceğim bir an bile...
    Olsun...
    Yıllar geçecek...
    Ben senden geçeceğim... Bu ateş geçecek...
    Ben nerde olacağım o zaman? ..
    Sen hangi güzel dünya ülkesinde yaşayacaksın kim bilir...
    Biliyorum, durmayacaksın burada...
    Gideceksin...
    Git tabii...
    Git...
    Ütopya ol benim için...
    Git...
    ***
    Yorgunum...
    Bitiğim...
    Şimdi uyumalıyım...
    Garip bir duyguya tutsak olmuş durumdayım...
    Bu benim en sevda halim...
    Bu benim sensiz halim...
    Bu benim adam halim...
    Olur böyle... Olur...
    Defalarca “kalem” demek gibi...
    Ya da başka bir kelimeyi ardı ardına sıralamak gibi...
    Anlamını yitirir ya bir süre sonra...
    Ağzında gevelediğinin ne olduğunu unutur, şuursuz hissedersin ya kendini...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    Kalem...
    Bu benim en sevda halim...
    Bu benim sensiz halim...
    Bu benim adam halim...
    Bu benim uykudan önceki halim...
    Uyudum...
    Uyanacağım...
    Şiiişşşştttttttttttt...

    Zeki Kayahan Coşkun






    Düş Oldum

    Bir ben yalnızım sağa sola dönüşlerin adının
    dans olduğu bu şenlikte.
    Müzik kulağımı tırmalıyor,
    Işık çok az,
    Kadeh yere düştü kırıldı şimdi.
    Özlüyorum desem ne değişir?
    Dans, müzik, ışık
    Hiç...Hiç biri
    Olsun
    Özlüyorum,
    Başım dönüyor,
    Biraz da üşüdüm.
    Ben, ben senden sonra
    Düş oldum...

    Zeki Kayahan Coşkun






    Islık Çaldım Duyan Olmadı...

    Bir tane kutu kola açma halkası vardı elimde...
    Neredeyse 4-5 saattir onla oynuyordum...
    Ağzıma atıp çiğnedim de biraz...
    Neden takıldım ona bilemiyorum...
    Epey haşır neşir olduk...
    Bir ara dudağımın sağ tarafındaki kavuştuğu yeri keser gibi oldu çiğnerken, hafif kanadığına göre 'gibi' edatına hacet yok, kesti...
    Aynaya koştum...
    Baktım biraz...
    İnce ince süzülen kana baktım...
    Sonra gözlerime...
    Epey baktım ama...
    Gözlerim de kıpkırmızı olmuş...
    Aynaya iyice yaklaştım...
    Oyalandıkça yabancılaştım kendime...
    Gülümsedim...
    Kaşlarımı çattım...
    Garip şekillere soktum suratımı...
    Islık çaldım sonra...
    Önce bildiğim türkülerdi ağzımdan çıkan...
    Sonra ne çaldığımı ben bile bilemedim...
    Islık çaldım...
    Uzun uzun...
    Islık çalarken beğenmedim kendimi...
    Ama çaldım...
    Uzun uzun...
    Ayrılığa...
    Özleme...
    Haklı oluşuna...
    Biçareliğe...
    Hasrete...
    Düzene...
    Düzensizliğe...
    Saçlarına...
    Şaşkınlığıma...
    *****lığıma...
    Bir türlü toparlanamayışıma...
    Islık çaldım...
    Uzun uzun...
    Sende kalan mavi saplı diş fırçama...
    Mutfakta dolaşan öldüremediğin karıncalara...
    'Shiny' derken en sevimli halini alışına...
    Doğru yaptığını fark edince gözlerinin içinin parlayışına...
    Genelde hep doğru yapışına...
    Yanlışlarıma...
    Dürüst davranmayışıma...
    Buralara ait olmayışına...
    Üşümene...
    Giymediğin kahverengi pantolonuna...
    Bavullarının hep toplu duruşuna...
    Bob Marley'e...
    Nazan Öncel'e...
    Evinin ortasında birbirine karışmış üçlü pirizlere...
    Onların hala birbirine karışmış şekilde durduğuna emin oluşuma...
    Sarhoşluğuna...
    Beni kovuşuna...
    Kirlenmiş kanepene...
    Geceye...
    Sırtına... Dizlerine...
    Islık çaldım...
    Uzun uzun...
    Sana...
    Bana...
    Sen duymadın...
    Ben duymadım...
    Hiç kimse duymadı...
    Hissizliğe çaldım...
    Lanet olsun'a çaldım...
    Seni seviyorum diyemeyişine...
    Çaldım yine de...
    Öylesine...
    Uzun uzun...
    Sonra ağzıma attım tekrar kutu kolanın açma halkasını...
    Aynanın önünden ayrıldım...
    Sen görmedin...
    Ben görmedim...
    Hiç kimse görmedi...
    Ne güzel...
    Ne? ? ?

    Zeki Kayahan Coşkun





  5. Yasemen*

    Yasemen* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.209
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    0
    Çok seviyorum bu adamı...

    Kitapları da güzel...

    Şiirleride...

    Teşekkür Ederim :)
  6. ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Hep dinlerdik Ema yla birlikte
    sesi çok güzel ya
    Genişletmek için tıkla...
    ben hala dinliyorum her gece hiç kaçırmadan :D evet sesi çok güzel tatlımm demesi yok mu bidee bitiyorum bu adama :D :D
  • ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Çok seviyorum bu adamı...

    Kitapları da güzel...

    Şiirleride...

    Teşekkür Ederim :)
    Genişletmek için tıkla...

    rica ederim ;) evet kitapları da çok güzel herkese de tavsiye ederim ;)
  • ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Gam Kenarı..

    Acının dağlandığı anlar vardır…
    Aramaya gerek yok o gelir bulur…
    Beraber gidilen bir lokantanın kapanması bile üzüntüdür…
    Veyahut lokantanın yerine dükkânı çiçekçinin tutması…
    Gözyaşından çorba olmaz ama…
    Dilin damağın yanar tuzdan…
    Soğutamazsın…
    Zamansız kırmızı bir toka çıkar nereye saklanmışsa…
    Saçı toplasın diyedir küçük canavarın dişleri…
    Ve fakat dağıtıp ısırır acıyan ne varsa…
    Yaşananları…
    Yaşanmak için sıraya girmiş ihtimalleri…
    Yapılmayanları…
    Sadece erkek olduğum için koridor tarafına oturmak durumunda kaldığım yani gam kenarının yine bana düştüğü bir otobüs yolculuğumuz olmadı hiç uzaklara…
    Sen benim omzumda uyuya kalmadın hareket halindeyken…
    Biz durduk…
    Durdurduk…
    Gidebilirdik oysa…
    Kimseden gizlenmemiş sadece bizi gizleyen bir tatile belki…
    Bir akraba düğününde dans etmedik meraklı akbaba bakışları altında mesela…
    Çok severdim yatakta kahvaltıyı ama buna uygun bir tepsimiz bile olmadı…
    Alabilirdik… Biraz daha bekleseydik…
    Zamanın dövdüğü bir hüzün ustasıyım ben…
    Kelimelerim tuğla tuğla...
    Her satırbaşında turuncu intihar hissi...
    Aklım dilim cümlelerim hep geçmişte…
    Geçmiş geçmiş de…
    Ben geçemiyorum ki…
    Bazen duruyorum yürüdüğümüz bir yerde…
    Ayaklarımız diyorum bir ara aynı anda buradaydı…
    Beraber bastık bu toprağa…
    Sahi var mıdır o günden bugüne kalan bir toprak zerreciği?
    Tuhaf tutsaklığımın her şeyden sen çıkarışımın şahidi kalmış mıdır etrafta?
    Bu bardaktan su içmişti…
    Bu sandalyede oturmuştu…
    Bu bankanın önünde buluşmuştuk ilk kez…
    Hiç gözümün önünden gitmiyor çimlerin üstüne denk gelmiş tavla maçımız…
    Elimizde soğumuş kahveler tadı bizden önce kaçmış kekimiz…
    Ve ikimiz de aynı anda mars olduk kıra kıra birbirimizi…
    Bir Allah'ın pulu durduramadı bizi...
    ***
    Gidişine türlü anlamlar yükledim…
    İstesem kalırdın…
    İstesen kalırdın…
    Gözyaşımdan düğümler attım açılması zor olsun diye umudun…
    Ama sevdim yine de…
    Seninle alakalı ne varsa sevmeye devam ettim…
    Son buluşmamızı sevdim…
    Tam giderken beni elimden tutup çeken seni sevdim…
    Sarılmamızı sevdim…
    Arkama dönüp bakamamayı…
    Bizim oturduğumuz masada oturan mutlu çifti sevdim nargilecide…
    Ne olur hep böyle kalın dedim… Ne olur…
    Bir yıldönümü gününde engel olamadım kendime yoldan döndüm...
    Sen olmasan da sana giden yoldaydım hatta birazdan evinin önünde…
    Ağlayarak söndürdüm yeni yasımın mumlarını…
    Kutlu olmadı ama!..
    ***
    Biliyorum biz geçtik sevgilim…
    Bizden geçti…
    Başka hayatların insanlarıyız artık…
    Başka umutların…
    Başka adam…
    Başka kadınların…
    Tamam da silebilir misin yaşadıklarını?
    Boyayabilir misin siyahla neşeli günlerimizi?
    Çıkarıp yüreğimi kanımın söndürdüğü ateşlere atabilir misin yangında ilk kurtarılacakken…
    Yıllar sonrasına yatırılmış acılarımız var artık karanlık mahzenlerde…
    Beklenmedik bir karşılaşma anında…
    Bir havaalanında…
    Bir tesadüfler garında...
    Bir kafede…
    Ya da sinema çıkışında kim bilir..
    Birbirine bakan şaşkın gözler…
    Belki evlenilmiştir belki çoluk çocuk duvarı örülmüş anıların üstüne beton dökülmüştür…
    Işık mı en hızlıdır ses mi kıyasında; açık farkla galip gelir o anda hiç hesapta yokken acı…
    Acı hızlıdır acı…
    Yaşananlar bir çırpıda dirhem dirhem koparır etini…
    Ama ne çare; gurur engel olur…
    Giyilen sahte mutluluk elbisesinin düğmeleridir tebessüm…
    Boğazın düğümlenir…
    Soğuk bir merhabadır dildeki…
    Ama öpmek içine çekmek istersin dudaklarından hasretini…
    "Devam etseydik tüketseydik bu kadar güzel olur muydu" gözlerinde birikir...
    “Neden yok ettik birbirimizi” ağzına gelir…
    Susarsın öfken hükmen mağlup olur sevdana…
    Üşürsün…
    Çok üşürsün…
    Gidene kalana mizahı olmayan haline üşürsün…
    Öyle ki…
    "Karda donmak üzeresin(dir)…
    Uyumak tatlı geliyor(dur) ama…
    Sen öldüğünün farkında değilsin(dir)" *
  • ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Geceye seni bağırdım duydun mu..?

    Nasıl da çabucak bitiyor gün…
    Günler…
    Bir şey anlamadan…
    Hissetmeden…
    Uyanıyorum…
    Beyaz bir gün…
    Yatıyorum…
    Alacakaranlık…
    Sabah olsun diye uyuyorum…
    Yatayım diye geceyi bekliyorum…
    Dahası yok… Hep aynı…
    Ne istediğimi…
    Ne düşlediğimi…
    Neye küstüğümü ben de bilmiyorum…
    Ama küstüm…
    Fena küstüm…
    Beynimin içinde neler var?..
    Neden bu kadar yalınım?..
    Hiçbir türküye eşlik etmiyorum…
    Niçin?..
    Bilemiyorum…
    Bir anlık tebessümlerimi de yitirdim…
    Arkadaşlarım bir bir ana, baba oluyorlar…
    Ben artık bir “oğul” da istemiyorum…
    Adı “Deniz” olacaktı oysa…
    Sımsıkı tutacaktı avuç içine ancak sığan parmağımı…
    Sen kokacaktı…
    Ben kokacaktı “Deniz”…
    Yok…
    İstemiyorum…
    Yok…
    ***
    Hayat detaylarla dolu, ne de güzel bir şölendi…
    Hep böyle sürecekti sanki…
    Bitmeyecekti…
    Kalabalıktı…
    Renkliydi…
    Heyecan vardı…
    Pazar uykusu…
    Emek Kafe…
    Deniz kenarı…
    Gülüşün…
    Yastıkta iki çukur…
    Aşk vardı…
    Sen vardın…
    Bitti…
    Şölen bitti…
    Şimdi sadece sabah ve gece oluyor…
    Bir aydınlık… Bir karanlık…
    Bir karanlık… Bir aydınlık…
    O kadar…
    Dün de, bugün de, yarın da aynı…
    Çarşamba ya da Perşembe…
    Salı veya Cuma…
    Ne değişir?..
    ???…???
    Sıradan bir yalnızlık benimkisi…
    Kiminkinden farkı var?..
    Kelimelerden cümle kurma yeteneğim, benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir “anı” yapar…
    Herkesinki gibi bir yalnızlık bu…
    Yangın yerinde hareket edememek gibi…
    Hiçbir teselliye boyun eğmeyen…
    Laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da…
    Asi…
    Onurlu…
    Ümitsiz…
    Hiç kimseninkinden farkı yok…
    Sabah ezanından hemen sonra…
    Durduk yere arabanın camını açıp…
    İstanbul’un tam ortasında, sesim kısılasıya geceye seni bağırmak…
    “O’nu seviyorum”u öfkeye dönüştürmek…
    Bu koca kente seni haykırmak…
    Dudaklarımın önce titremesi…
    Sonra gözlerimin dolması…
    En fazla ağlamak…
    Elimin ayağıma dolaşması…
    *****laşmak…
    Farklı mı yapar benim yalnızlığımı?..
    Duysaydın… Belki…
    Duymadın…
    Diğer yalnızlıklar gibi benimkisi de…
    Duyulmayan…
    Görülmeyen…
    Bilinmeyen…
    Umursanmayan…
    Sıradan bir yalnızlık…
    ***
    Seni özlediğimi anlamıyorum bazen…
    Hissetmiyorum…
    Belki de özlemiyorum…
    En çok kendime hasretim…
    İçime bu denli kaçmadığım…
    Pusmadığım…
    Mutluymuş gibi yapmadığım anlarımı özlüyorum…
    Seni uyandırmadan usulca sokulma planlarımı…
    Öylece uyuyuşunu seyretmeyi…
    Sokağında park edecek yer bulamamayı…
    “Bir aşağı sokak” ihtimalini özlüyorum…
    Sonbaharı özlüyorum…
    Sonbahar başlasa bir an evvel…
    Yetişebilsem…
    Yetiştirebilsem yalnızlığımı…
    İyi gelecek üşümek bana…
    İyi…


    ZEKİ KAYAHAN COŞKUN
  • ToFiTaAa

    ToFiTaAa Üye

    Katılım:
    1 Nisan 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Baharım...

    Neden ağlıyorsun yüreğim?
    Nedir bu kızgınlığın hayata?
    Ne yüzün gülüyor nede zevk alabiliyorsun hayattan
    Günlerdir kendi köşene çekilmiş, kaçıyorsun adeta insanlardan
    Korkarcasına yarınlardan, ölmeyi bile düşünüyorsun zaman zaman
    Neden, neden yüreğim
    Yoksa baharını mı özledin?
    Fırlatıp atmak isterken onu yüreğinden,
    Gölgesi gitmiyor mu gözlerinden?
    Yazık sana yüreğim
    Oysa baharın seni çoktan unuttu, bak ne güzelde gülüyor
    Anılar,hatıralar,yaşanılanlar bomboş ona göre
    Geçmiş senin gibi ona acı vermiyor
    Aslında haklı yüreğim, geçmiş sana da vermemeli acı,
    Sevilen çıkmışsa hayırsız yalancı, sende unutmalısın.
    Ama biliyorum ki olmuyor,
    Cezalar veriyorsun kendine
    Görmeme, duymama sevdiği şarkıları dinlememe cezası
    yinede yapamıyorsun..
    Sen kendinde değilsin yüreğim, gitgide bitiyorsun
    İlaçlara verdin kendini, güngeçtikçe eriyorsun
    Kızdırma beni artık, hani nerde o çok sevdiğin baharın?
    Sadece şarkılarda kaldın onun için,sahile vuran bir kum tanesi gibi.
    Bundan öte birşey değilsin,
    Senin için böyle düşünenden daha ne bekleyebilirsin?..
    Hadi,hadi sil gözyaşlarını...biliyorsun ki ağlamasını sevmez o
    Biliyorum,gözyaşlarını saklıyorsun ondan ama yinede ağlamamalısın.
    Madem ki çok seviyorsun onu, onu onsuz yaşamalısın
    Çünkü o artık yok, olmayacak...
    Gerçekler acıdır ama bunu böyle bil yüreğim
    Aslında boşa konuşuyorum çünkü bunları sende biliyorsun.
    İmkansızlığı,çaresizliği,vefasızlığı benden çok sen görebiliyorsun.
    Sana, sana onu unutturmayı isterdim ama ne yapsam boş
    Tıpkı han sarhoş,hancı sarhoş misali
    Ama unutma ki yüreğim, baharlar çiçekleriyle güzeldir
    Çiçekleri solmuşsa anlamını yitirmişse bahar,
    Bana göre unutmakta fayda var,
    Unutmakta fayda var yüreğim,unutmak da fayda var.

    zeki kayahan coşkun....




    Yokum artık rahat ol...

    Bütün aşk şarkılarını sıralamak istiyorum bu gece birbiri ardına ...
    Sensizliği, yalnızlığı ve çaresizliğimi anlatan...
    Biraz seni biraz beni anlatan...
    Her yerde senden, benden bir şeyler varken ...
    ve seviyorken hala niye tüm bunlar ?
    Bir yanlışım mı ? yoksa bir hatam mı ?
    Var...
    Benim bilmediğim, senin sustuğun...
    Niye bu kadar sessizsin ?
    Bilmiyorum...
    Dinliyor, konuşmuyorsun...
    Konuşsanda hep acı söylüyor dudakların...
    Nedir olmayan?
    Nedir eksik ?
    Bilmiyorum ki ...
    Herşey karmakarışık içinden çıkılmaz bir haldeyken, yine de sana açılan bir yürek var bende ...
    SEVİYORUM SENİ HEMDE ÇOK
    Senin beni sevdiğinden de çok
    Ki belki de sevmiyorsun sevmedin hiç...
    Olsun zaten yaralı bir kalp taşıyorum ...
    Olmayan sahte mutluluklarla avuruyorum ...
    Tek gerçeğimdin...
    Niye yoksun?
    Niye gittin?
    Kaldırır mı yaralı bir kalp bunları ?
    Ya da daha nereye kadar katlanır?
    bilmem ...
    hiç...
    Ama uzun sürer sanmam...
    Sonunda gömülür benimle beraber tüm gerçekler ...
    Yok olup giderler sensizlikte...
    Ve sana son sözüm de
    UMURSAMADIN VARLIĞIMI YOKUM ARTIK RAHAT OL

    ZKC


  • Sayfayı Paylaş